ISSN 1303-6637 | e-ISSN 1308-531X
TÜRKİYE AİLE HEKİMLİĞİ DERGİSİ - Türk Aile Hek Derg: 18 (4)
Cilt: 18  Sayı: 4 - 2014
KLINIK MAKALE
1.
2015 WONCA Avrupa’ya doğru
Towards WONCA Europe 2015
Dilek Güldal
doi: 10.15511/tahd.14.04170  Sayfalar 170 - 171
Makale Özeti |Tam Metin PDF

EDITÖRE MEKTUP
2.
Türkiye’de tıp eğitimi anabilim dalları ve aile hekimliği
Medical education departments and family medicine in Turkey
Nazan Karaoğlu
doi: 10.15511/tahd.14.04172  Sayfalar 172 - 173
Makale Özeti |Tam Metin PDF

3.
Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi nasıl yorumlanmalı?
How can we interpret Fagerström Test for nicotine dependence?
Hamit Sırrı Keten
doi: 10.15511/tahd.14.04174  Sayfa 174
Makale Özeti

ORIJINAL ARAŞTIRMA
4.
Vulvovajinal kandidiyazis tanısına sendromik yaklaşım
Syndromic approach to vulvovaginal candidiasis
Ayşen Mert Bengi, Vildan Mevsim, Ediz Yıldırım
doi: 10.15511/tahd.14.04175  Sayfalar 175 - 188
Amaç: Vulvovajinal kandidiyazis tanısında, öykü ve jinekolojik bakı bulguları kullanılarak oluşturulacak olan sendromik tanı bileşenlerinin saptanmasıdır. Yöntem: Araştırma Dr. Ekrem Hayri Üstündağ Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi jinekoloji, onkoloji ve aile planlaması polikliniklerine vajinal yakınmalarla başvuran 15-49 yaş arasında, dahil edilme ölçütlerine uygun 245 kadın hasta ile tamamlanmıştır. Bu araştırma metodolojik desende bir çalışmadır. Bir tanı aracı önerilmiştir. Tüm hastaların sosyo demografik özelliklerini ve yakınmalarını sorgulayan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak doldurulmuş ve sonrasında hastaların jinekolojik bakısı yapılmıştır. Bakı sırasında laboratuvar tetkikleri için gerekli materyaller uygun yöntemlerle alınmıştır. Vulvovajinal kandidiyazis tanısında altın standart tanı yöntemi olarak Sabouraud Dekstrose Agar kültür tetkiki kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için SPSS for Windows 16.0 ve Microsoft Office Excel 2003 programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde tanımlayıcı analizler (ortalama, yüzde ve standart sapma) ile ki-kare testi uygulanmıştır. p<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Anlamlı bulunan ölçütlerin duyarlılık, seçicilik, pozitif ve negatif olabilirlik oranı (LR) ve test sonrası olasılık değerleri hesaplanmıştır. Bu ölçütler +LR değerlerine göre zayıf, orta ve kuvvetli olarak üç gruba ayrılmıştır. Her bir gruptaki değişkenler ve farklı gruptaki değişkenler için zincirleme LR yöntemi kullanılarak test sonrası olasılık değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Hesaplanan +LR değerlerine göre ölçütler on iki zayıf, altı orta ve iki kuvvetli ölçüt olarak üç gruba ayrılmıştır. On iki zayıf ölçütten beş tanesinin, altı orta ölçütten üç tanesinin, iki kuvvetli ölçütten bir tanesinin varlığında tanıya yaklaştıracak seviyede (>%65) test sonrası olasılık elde edilebilmektedir. En düşük +LR değerlerine sahip bir zayıf, bir orta ve bir kuvvetli ölçüt varlığında, zincirleme LR yöntemi kullanılarak hesaplanan test sonrası olasılık değeri ile tanıya %86,2 doğrulukla yaklaşılmaktadır. Sonuç: Hekimler, vajinal yakınmalar ile kendilerine başvuran kadınlarda, sendromik yaklaşımın indekslerini kullanarak (aldıkları tıbbi öykü ve yaptıkları jinekolojik bakı sonuçlarına göre) vulvovajinal kandidiyazis tanısını koyabilirler.
Objective: The aim of this study is to form syndromic components in which patient history and gynaecological examination findings could be used for diagnosis of vulvovaginal candidiasis. Method: The study was completed with 245 female patients who applied to Dr. Ekrem Hayri Ustundag Gynaecology and Obstetrics Hospital’s oncology, gynaecology and family planning departments with vaginal complaints aged between 15-49 in accordance with inclusion criteria. It is a methodological research. The questionnaire form examining the sociodemographic characteristics and complaints of all participants was filled by face-to-face interview method and following this step, gynaecological examination of the patients was carried out. Required materials for laboratory workups were obtained by appropriate methods in the course of examination. Sabouraud Dekstrose Agar (SDA) culture examination was utilized as a gold standard method in the diagnosis of vulvovaginal candidiasis. The evidence derived from the study was evaluated by SPSS for Windows 16.0 and Microsoft Office Excel 2003 programmes used for statistical analyses. In the statistical assessment of the data; descriptive analyses (average, percentage and standard deviation), chi-square analysis were employed. The sensitivity, specificity, positive and negative likelihood ratio (LR) and posttest probabilities of the criteria found significant were estimated. These criteria were divided into three groups as weak, medium and strong according to their +LR values. Posttest probabilities were calculated by using chain LR method for variables in each group and variables in different groups. Results: Criteria were divided into three groups according to their calculated LR values. 12 weak, 6 medium and 2 strong criteria were discovered. In the presence of 5 criteria out of 12 weak ones, 3 out of 6 medium ones and 1 out of 2 strong ones, post-test probability value can be obtained which is able to approach to the level of diagnosis (>65%). In the presence of 1 weak, one medium and one strong criteria having lowest +LR values, diagnosis can be reached with 86.24 % accuracy rate by posttest probabilities calculated by chain LR method. Conclusion: Physicians can diagnose vulvovaginal candidiasis in women presenting with vaginal complaints by using the indexes of the syndromic approach (based on their medical history and results of their gynaecological examination).

5.
Kırsal bölgede yaşayan kadınların aile planlaması yöntemi tercihlerine yaş ve eğitimin etkisi
The effect of age and educational status on the family planning method choice of women living in a rural area
Binnaz Gür Çalışkan, Burcu Doğan, Gülçin Güngör Olçum
doi: 10.15511/tahd.14.04189  Sayfalar 189 - 194
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Giresun’un kırsal bir bölgesinde yaşayan evli kadınların yaş ve eğitim durumlarının, aile planlaması yöntemi tercihlerine etkisini belirlemekti. Yöntem: Çalışma Giresun Dereli Şehit Er Necmettin Atik Aile Sağlığı Merkezine 01.08.2012-01.02.2013 tarihleri arasında başvuran 18-49 yaş grubundan 651 evli kadının bilgileri geriye dönük incelenerek yapılmıştır. Veriler doktor ve hemşireler tarafından doldurulan 15-49 yaş kadın izlem formlarından alınmıştır. Bulgular: Çalışmamızda yer alan 651 kadından 383’ü (%58,8) modern korunma yöntemlerini tercih etmekteydi. Modern korunma yöntemi kullanan kadınlar (34,6±7,9 yaş), geleneksel korunma yöntemi kullanan kadınlara (38,2±7,9 yaş) göre daha gençti (p=0,001). Kullanılan modern korunma yöntemleri de yaşa göre farklılık göstermekteydi (p=0,001). Doğum kontrol hapı ve kondom kullananlar, rahim içi araç ve kalıcı yöntemleri tercih edenlere göre daha gençti. Okuryazar olmayanlar, geleneksel korunma yöntemlerini diğer kadınlara göre daha yüksek oranda kullanmaktaydı (p=0,001). Eğitim düzeyi ilkokul olanların kalıcı yöntem kullanım oranları, ortaokul ve lise mezunu olanlardan daha fazla idi (p=0,020). Diğer modern korunma yöntemlerinin kullanımı kadınların eğitim durumuna göre bir farklılık göstermemekteydi (p>0,05). Sonuç: Aile planlaması yöntemi seçiminde kadınların yaşı ve eğitim durumu etkili görünmektedir. Daha genç yaştakiler ve eğitim düzeyi daha yüksek olanlar modern yöntemleri tercih etmektedirler.
Objective: The aim of this study was to determine the effects of age and education on the family planning method choices of the married women living in a rural area of Giresun. Method: The study has retrospectively been made by analysing the data of 651 married women of 18-49 years old who applied to Giresun Dereli Şehit Er Necmettin Atik Family Health Centre between the dates of August 1st, 2012 and February 1st, 2013. The data have been taken from the 15-49 age woman follow-up forms filled by the doctors and nurses. Results: Of the 651 women included in our study, 383 (58.8%) women preferred the modern family planning methods. The women using the modern family planning methods (34.6±7.9 years) were younger than those choosing the traditional methods (38.2±7.9 years) (p=0.001). Modern family planning method usage differed according to the age of women (p=0.001). The women using oral contraceptives and condom were younger than those preferring intrauterine device and permanent methods. The illiterate women used the traditional methods more than other women (p=0.001). The rate of using permanent methods of the women graduated from primary school was higher than the rate of those graduated from secondary school (p=0,020). The use of other modern family planning methods did not differ according to the educational status of the women (p>0.05). Conclusion: It see ms that the age and educational status of the women have an impact on in the choice of family planning methods. The younger and more educated women prefer the modern methods.

OLGU SUNUMU
6.
Adölesan bir olguda yüksek dozda uzun süreli D vitamini kullanımına bağlı asemptomatik kronik intoksikasyon
Asymptomatic chronic intoxication due to long term high dose usage of vitamin D in case of an adolescent
Salih Uytun, Ufuk Ertural, Veysel Nijat Baş, Yasemin Altuner Torun
doi: 10.15511/tahd.14.04204  Sayfalar 204 - 206
D vitamini intoksikasyonu vakaların çoğu reçete edilen D vitamini preparatlarının hatalı veya gelişi güzel kullanılmasına bağlı görülür. Genellikle daha küçük yaş grubunda fontanel kapanması, diş çıkmasının sağlanması ve bacak eğriliğinin düzeltilmesi amacı ile hekimler tarafından verilen yüksek doz D vitaminine bağlı geliştiği görülmekle birlikte, burada boy uzatma amacı ile verilmiş olması her yaş grubunda D vitamini yanlış kullanımının ortaya konulması açısından değerlidir. Gelişiminin geri olması nedeni ile polikliniğimize başvuran kız hasta 1 yıl boyunca toplam 14.400.000 ünite D3 vitamini aldığı öğrenildi. Fizik muayenesi normal olarak değerlendirildi. Kan kalsiyumu: 9,9 mg/dL, 25 hidroksi vitamin-D: 318 ngr/mL(10- 60 ngr/mL), spot idrarda Ca/kreatinin: 1,15 (N:<0,2) saptandı. Renal ultrasonografi de (USG) bilateral renal kalikslerde taş izlendi. Hastanın mevcut bulguları kronik D vitamini intoksikasyonuna bağlı olguların asemptomatik olabileceğinin gösterilmesi açısından da önemlidir.
Most cases of vitamin D intoxication is due to incorrect use of prescribed vitamin D preparations or usage without prescription. Generally, at the younger age group, fontanelle closure, ensuring the teeth development and deformities related to leg curvature are the main reasons for intoxication due to high doses of vitamin D prescription. In our case high dose vitamin D was given due to shortage of length, pointing out all age groups are at risk for the misuse of vitamin D. A female patient was admitted to our clinic for the development delay. She claimed that she had used a cumulative 14.4 million units of vitamin D3 for 1 year. Physical examination was normal. Blood calcium: 9.9 mg / dL, and 25-hydroxy vitamin D: 318 ngr / mL (10 to 60 ngr / mL), spot urine Ca / creatinine ratio was 1.15 (N: <0.2). Bilateral renal calices stones were found on renal ultrasonography (USG). The patient’s current findings show that patients with chronic vitamin D intoxication might also be asymptomatic.

LookUs & Online Makale